logo

reklam
10 Ekim 2010

Türkçe gelecekte de var olacak

Türkçe gelecekte de var olacak”


26 Eylül Türk Dil Bayramı dolayısıyla Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cihan Okuyucu ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Türkçe dili ve yapısı, son dönemde gündeme gelen ‘Dil yozlaşması’, Türkçe’nin dünya dilleri arasındaki yerini ve dillerin geleceğini konuştuk.  Sorularımıza oldukça düşündürücü cevaplar veren Prof. Dr. Okuyucu; “Dünyada kalan dil sayısı 20 tane olacaksa Türkçe mutlaka bunlardan biri olacaktır.”diyor.


Eskiden birbirine mesafeli olan farklı medeniyetler, günümüzde birbirlerinden etkilenmeme şanslarını yitirdiler. Yabancı dillerden Türkçe’ye geçen kelimelerin bir kısmı için yapacak bir şey yok. Bunlar gerçek bir ihtiyaca cevap veren, teknik ve bilimsel kelimelerdir. Televizyon, tren, radyo vs. gibi.


Hocam; Türk Dil Bayramı’nda ülkemizde düzenlenen etkinlikleri yeterli buluyor musunuz?


Dil bayramları, düzenlenen ülkelerde sembolik bir anlam taşıyor. Toplumun dikkatini dile çevirmek ve dil bilincini oluşturmak açısından da oldukça önemli. Başta Türk Dil Kumu ve üniversitelerin ilgili birimleri ve diğer bilimsel çevrelerin bu gündeki etkinliklerinin iyi bir düzeyde olduğunu düşünüyorum.


Türkçe nasıl bir dil? Türkçe’nin dünya dilleri arasındaki yeri tam olarak nedir?


Dünyada 6 bin ile 8 bin arasında farklı dil olduğu söyleniyor. “Acaba Türkçe bu kadar dil arasında nasıl bir yerde duruyor?” diye soracak olursak; 1980 yılında UNESCO dünya dilleri üzerinde yaptığı kapsamlı bir araştırmada Türkçe’ye 5. sırada yer verdi. Belki böyle bir sıralama birçok kişiyi şaşırtabilir ama tüm dünyaya baktığınızda yaklaşık 200 milyon kişi farklı farklı lehçelerle de olsa Türkçe konuşuyor. İkincisi de Türkçe’nin genç bir dil değil, tarihi bir dil olmasıdır. Örneğin Avrupa dilleri Genç diller olarak 13. ve 14. asırda yazı dili haline gelmiş dillerdir. Türkçe ise 5. ve 6. asırda yazı dili olarak kullanılıyordu. Yabancı Türkologlar diyorlar ki; “Sanki bir mühendis topluluğu toplanmış da  kurallarını belirlemiş, böyle bir mühendislik dili olarak Türkçe’yi icat etmişler” diyorlar. Türkçe, çok kurallı bir dil.  Belli kökler var, belli ekler var, o ekler belli  kurallar dahilinde köklere geliyor ve yeni kelimeler meydana geliyor. Türkçe’de Batı dillerindeki gibi kuraldışılık yok denecek kadar az. Yani Türkçe; kurallı, öğrenilebilir ve kolay bir dildir. 


Türkçe’nin bağlı olduğu diller ve diğer dillerle ilişkisi, kelime ve terim alışverişi hangi boyutta?


Aynı kültür çemberinde olan veya aynı coğrafyayı paylaşan diller arasında daha çok alışveriş olur. Geçmiş dönemler için bahsedeceğimizde; Osmanlı Türkçesi’nde Arapça ve Farsça kelimenin hayli çoğunlukta olduğu görülürken İngilizce, Fransızca veya Almanca neredeyse yok denecek kadar az. Çünkü biz ortak bir medeniyetin parçaları olarak Araplar, Farslar, hatta Pakistanlılar ve Anadolu’yu paylaşan diğer muhtelif topluluklar İslam Medeniyeti dairesinde idik. Bir dilin kelimelerinin belirli bir kısmı dini kelimelerdir. Dini kelimeler o dine bağlı olan her toplulukta ortaktır. Pakistan’a da gitseniz, Endonezya’ya da gitseniz bu böyledir. Batı’da da bu böyledir. Bir de ortak coğrafya etkeni var. Yine Osmanlı Türkçesi’nde Yunanca ve İtalyanca kelimeler çoğunlukta. Örneğin, çok sık kullandığımız “efendi” kelimesi Rumca. Bütün gemicilik terimlerimiz ise İtalyanca’dan gelmiştir.


 


Türkçe hep kelime alan bir dil mi? Türkçe kelimeler de diğer dillere geçiyor mu?


Osmanlı bir üst kültür olarak bu büyük coğrafyayı oldukça etkilemiştir. Mesela Balkanlar’ı fethettiği zaman irili ufaklı bir sürü topluluk vardı. Bunlar Osmanlıyla yarışabilecek bir medeniyet seviyesinde değillerdi. Balkanlar’da, yakın Avrupa’da, Ortada Doğu’da, Afrika’da konuşulan dillere yüzlerce binlerce Türkçe kelime girmiştir. Mesela Sırpça’da 8 bin Türkçe kelime var. Arnavutça’da da yine binlerce kelime tespit edilmiş. Bu kelimeler medeniyetle ve mesleklerle ilgili kelimelerdir. Arapça’da da birçok Türkçe kelime var. Mısır konuşma dilinde, Tunusun askeri terimlerinde ve sokak isimlerinde yine birçok kelime var.


Günümüzdeki kelime alışverişleri de böyle mi? Yoksa bu bir dil yozlaşması mı?


Eskiden birbirine mesafeli olan farklı medeniyetler, günümüzde birbirlerinden etkilenmeme şanslarını yitirdiler. Global bir köy haline gelen dünyada artık her kültür her kültürle yüz yüze geliyor ve kültürel filtreler ister istemez ortadan kalkmış oluyor. Yabancı dillerden Türkçe’ye geçen kelimelerin bir kısmı kaçınılmaz. Bunlar gerçek bir ihtiyaca cevap veren, teknik ve bilimsel kelimelerdir. Televizyon, tren, radyo vs. gibi. Bir kısmı ise günlük kelimeler, Türkçe karşılığı olan ve ihtiyaç için değil, tamamen özenti ile Türkçe’ye giren kelimeler. Bu kelimeler“Ben senden daha üstünüm, farklı kelimeler biliyorum” demek için kullanılıyor ve tamamen aşağılık kompleksi ile kullanılıyor. Bu konuda Türkçe’nin filtreleri çalışmalı ve bu zararlı kelimeler filtrelerimize takılmalı.


Hocam; bu sorunun önüne nasıl geçebiliriz? Bu noktada bize düşen görevler nelerdir?


Keyfi yabancı kelimeler ve terimleri kullanmamakla başlayabiliriz. Örneğin: Boarding kart diyoruz; Uçuş kartı diyebiliriz. Avans diyoruz; TDK buna “öndelik” olarak Türkçe bir karşılık getirdi, öndelik diyebiliriz. Bu tip kelimeler ihtiyaç olduğu için değil sırf keyfi olarak kullanılıyor. Bu kelimelerden daha ciddi bir tehlike ise Türkçe’nin yapısını bozacak bazı ekler ve takıların yabancı ekler ve takılarla değişmesi. Mesela; ‘Ahmet’in Kahvesi’ yerine ‘Ahmet’s Kafe’ yazılıyor tabelalarda. Burada “s” takısını getirince sadece o kelimeye değil yüzbin kelimeye o takıyı getirmiş oluyorsun. Nasıl çocuklarımıza yabancı isim vermiyorsak, dükkanlar da dükkan sahibinin çocuğu gibidir. Kelimeler de bir dilin çocukları gibidir. Bu konuda bilhassa belediyelere görev düşüyor. Belediyeler bu konuda özendirici olabilirler ve tatlı yaptırımlar uygulayabilirler. 1980 yılına kadar zaten Belediyeler Kanunu’nda  dükkanlara ve yer isimlerine yabancı isimler konmaması yönünde bir yaptırım vardı.


Neden Türkçe tarihteki Türk imparatorluklarına rağmen dünya dili olamadı?


Türkler gittikleri yerlere Batılılardan farklı bir amaçlarla gittiler. Ülkeleri sömürmek veya kendi kültürünü, dilini dayatmak; yani hegemonya kurmak için gitmediler. Batılılarsa gittikleri yerlere hegemonya kurdular, sömürmekle kalmadılar kendi kültürlerini ve dillerini ülkelere ihraç ettiler. Ve çekilmeleri de yalnızca siyasi oldu. İngilizlerin Hindistan’a yaptığı böyledir. Fransızların Cezayirlilere yaptığı yine böyledir. Mesela Tunus’ta resmi dairelerde Arapça ve Fransızca geçerlidir. Eğer Türkler Batılılar gibi hegemonya kursaydı, herhalde Macaristan sınırından Hindistan’a kadar Türkçe’den başka bir dil kalmazdı.


Dünya tek dile doğru mu gidiyor?


Son 3-4 asırdır dünya tek bir dile mi gidiyor konusunda “Tek dünyada tek dil” gibi bir izlenim var. Esperanto dediğimiz yapma diller ortaya çıkarıldı ve bu dillerin iddiası ortak dünya dili olmak idi. Günümüzde İngilizce’nin neredeyse tüm dünyada ortak bir dil haline gelmesi böyle bir fikri canlı kılıyor. Tüm dünyada her yıl birkaç yüz dil kayboluyor. Bir dilin kaybı belki bin yıllık taşınan kültürü sona erdiriyor, dünyadan bir yıldızın kayması demek oluyor. Ama bu globalleşen dünyada kaçınılmaz bir şey. Yerel diller önümüzdeki zaman zarfında maalesef kaybolacak. Dünyada büyük kültürler ve yaygın diller kalacak. Dünyada kalan dil sayısı 20 tane olacaksa Türkçe mutlaka bunlardan biri olacaktır.



 


 


 


 


 


 


 

Etiketler: » » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ

9+7 = ?